
Sinema
The Idiot(s) İncelemesi: Dostoyevski’nin Gölgede Kalan Eşi Anna’ya Işıltılı Bir Saygı Duruşu
The Idiot(s), Dostoyevski’nin eşi Anna’nın hikâyesini oyuncu ve zeki bir dille anlatıyor.
Hexcore
3 dk
Veri Ağına Aktar

The Idiot(s), usta yazar Fyodor Dostoyevski’nin hayatını değil, onun gölgede kalmış eşi Anna Dostoyevskaya’yı mercek altına alıyor. Malgorzata Szumowska ve Michal Englert’in yönettiği film, Telluride Film Festivali’nde izleyiciyle buluştu. Aimee Lou Wood’un hayat verdiği Anna, kocasının başyapıtlarından birini temize çekerken duyduğu heyecanı şu sözlerle dile getiriyor: “Bu bizim en iyi romanımız!” Hemen ardından düzeltiyor: “Yani, senin en iyi romanın.” Ama seyirci, ilk cümlenin aslında doğru olduğunu çoktan anlamış durumda.
Film, Dostoyevski’nin dehasını sorgulamıyor; aksine, tek başına dehaların bile aslında yalnız çalışmadığını hatırlatıyor. Anna, kocasının kâğıda döktüğü kelimelerin arkasındaki görünmez el. Szumowska ve Englert, bu sessiz kahramanı hak ettiği spot ışığına çıkarırken, izleyiciye hem eğlenceli hem de düşündürücü bir deneyim sunuyor. Film, yer yer süresiyle yoruyor ama bu, Anna’nın hikâyesine duyulan hayranlığı gölgeleyemiyor.
Anna Dostoyevskaya, tarihte çoğu zaman “büyük yazarın eşi” olarak anıldı. Oysa o, kocasının el yazılarını okuyup temize çeken, yayıncılarla pazarlık eden, hatta ailenin mali işlerini yöneten bir ortaktı. The Idiot(s), bu gerçeği perdeye taşıyor. Aimee Lou Wood, Anna’yı hem kırılgan hem de inanılmaz derecede güçlü bir karakter olarak canlandırıyor. Wood’un performansı, karakterin asla bir kurban gibi görünmesine izin vermiyor. Tıpkı The White Lotus’taki çıkış yaptığı rol gibi, burada da tatlı bir hevesle dolu bir romantik partner olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu kez partneri, intikam peşinde koşan gizemli bir adam değil; borç içinde yüzen, yazma tıkanıklığı yaşayan bir yazar.
Johnny Flynn’in canlandırdığı Fyodor Dostoyevski, klasik biyografi filmlerindeki ciddi ve ağırbaşlı dâhi figüründen çok uzak. Flynn, karakteri komik bir şekilde sinir bozucu bir kombinasyonla oynuyor: kendine aşırı güvenen bir palyaço, acınası bir kendine acıma ve çocuksu bir inat. Film, Fyodor’u trende haşlanmış yumurta soyan bir kadına kaşlarını çatarken gösteriyor. Bu sahne, abartılı bir klasik müzik eşliğinde, karakterin mantıksız yoğunluğunu vurguluyor. Fyodor’un ağzından dökülen “Tolstoy kendini yırtacak” gibi cümleler ve Anna’ya yönelik “Yüzüme tekme at” gibi fetişist talepler, filmin mizahi dilini ortaya koyuyor.
Szumowska ve Englert, biyografi türünün alışılmış kalıplarını yıkıyor. Ciddi adamların ciddi işler yaptığı klasik anlatı yerine, oyuncu ve zeki bir yaklaşım benimsiyorlar. Film, Dostoyevski’nin eserlerine göndermeler yaparken, asıl odağını Anna’nın iç dünyasına çeviriyor. Anna’nın kocasına duyduğu sevgi, onun dehasına olan inancı ve kendi kimliğini bulma mücadelesi, filmin ana eksenini oluşturuyor. Yönetmenler, bu hikâyeyi anlatırken dönemin Rusya’sının atmosferini de başarıyla yansıtıyor.
Filmin Türkiye gösterim tarihi henüz açıklanmadı. Telluride’daki ilk gösteriminin ardından festival turuna devam etmesi bekleniyor. Küresel dağıtım anlaşmalarının tamamlanmasıyla birlikte, filmin ülkemizde vizyona girme ihtimali yüksek. Ancak şu an için net bir tarih yok. Sinemaseverlerin, filmin festival yolculuğunu takip etmesi gerekiyor.
The Idiot(s), Dostoyevski hayranları için olduğu kadar, güçlü kadın karakterleri sevenler için de kaçırılmaması gereken bir yapım. Aimee Lou Wood’un performansı, filmin en büyük artısı. Johnny Flynn ise Fyodor’u hem gülünç hem de rahatsız edici bir figür olarak canlandırarak dengeyi sağlıyor. Film, iki saatlik süresi boyunca yer yer dağılsa da, Anna Dostoyevskaya’nın hikâyesine duyduğu saygı ve sevgi, tüm kusurları örtüyor. Eğer biyografi türüne farklı bir bakış açısı arıyorsanız, The Idiot(s) tam size göre.
Korku sinemasının unutulmaz serisi 13.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.



