Werner Herzog, sinema kariyerinin en sıra dışı işlerinden birine imza attı. Venedik Film Festivali'nin ana yarışma bölümünde prömiyer yapan 'Bucking Fastard', Kate ve Rooney Mara kardeşleri tek bir vücut gibi hareket eden iki İrlandalı kız kardeş olarak karşımıza çıkarıyor. Aynı anda konuşan, aynı rüyayı gören ve aynı hareketleri yapan Jean ve Joan Holbrooke karakterlerini canlandıran Mara kardeşler, disiplinli oyunculuklarıyla izleyiciyi büyülüyor. Ancak Herzog'un bu tuhaf masalı, hikayenin ortasında dağılmaya başlıyor ve izleyiciyi tatmin etmekten uzak bir sonla noktalanıyor.
- Kate ve Rooney Mara, aynı anda konuşup hareket eden iki kız kardeşi canlandırıyor.
- Orlando Bloom, İrlandalı bir sevgili olarak karşımıza çıkıyor ve mahkeme sahneleri filmin en eğlenceli anlarını oluşturuyor.
- Herzog'un hikayesi, vaat ettiği derinliğe ulaşamadan ani ve kafa karıştırıcı bir şekilde sona eriyor.
Holbrooke Kardeşler Kim?
Film, Jean ve Joan Holbrooke'un aynı rüyayı görüp aynı anda uyanmasıyla açılıyor. Kuş sesleriyle dolu bir odada başlayan bu sahne, kız kardeşlerin kafesteki kuşlar gibi özgürlüklerinin kısıtlı olduğunu mu ima ediyor, yoksa sadece tuhaf bir görsel şaka mı, belirsizliğini koruyor. Herzog, bu soruyu cevaplamak yerine hikayeyi bambaşka bir yöne, mahkeme salonuna taşıyor. Kız kardeşler, eski sevgilileri ve komşuları Gareth Mulroney'nin (Orlando Bloom) açtığı uzaklaştırma davasıyla karşı karşıya. Bloom'un kalın İrlanda aksanıyla söylediği 'Kovboy kızlarım beni çok iyi idare etti!' cümlesi, filmin en akılda kalan anlarından biri olarak öne çıkıyor.
Mahkeme Sahneleri Neden Bu Kadar Eğlenceli?
Mahkeme salonunda geçen sahneler, filmin en parlak bölümünü oluşturuyor. Yargıcın (Simon Delaney) iki tanığın aynı anda ifade vermesine izin vermesi, Herzog'un absürt mizah anlayışını ortaya koyuyor. Mara kardeşler, şüphe anlarında birbirlerinin gözlerine bakarak fısıldaşıyor, komplocu bir tavırla gülümsüyorlar. Bu anlar, filmin geri kalanının aksine, hem komik hem de karakterlerin tuhaf bağını gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Ancak mahkeme salonundan çıkıldığı anda hikaye dağılmaya başlıyor. Herzog'un ördüğü anlatı ipleri, karakterlerin geçmişine dair ipuçları ve sembolik kuş sahneleri, hiçbir zaman bir araya gelmiyor.
Herzog'un Vizyonu Neden Zayıf Kalıyor?
'Bucking Fastard', Herzog'un belgesel tarzındaki gözlem gücünü kurmaca bir hikayeye uyarlama çabası olarak görülebilir. Ancak yönetmenin doğaçlama anlatımı, burada bir zayıflık olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerin motivasyonları belirsiz, yan hikayeler yarım bırakılmış ve filmin sonu, izleyiciyi tatmin etmekten çok şaşırtıyor. Herzog'un daha önceki işlerindeki derin felsefi sorgulamalar, burada yerini yüzeysel bir tuhaflığa bırakıyor. Yine de filmin görsel dili, özellikle kız kardeşlerin aynı kıyafetleri giydiği ve aynı hareketleri yaptığı sahneler, sinematografik açıdan etkileyici.
Venedik'teki İlk Tepkiler Ne Yönde?
Venedik Film Festivali'ndeki ilk gösterimlerden sonra eleştirmenlerin yorumları karışık. Kimileri Mara kardeşlerin oyunculuğunu övgüyle karşılarken, kimileri Herzog'un hikaye anlatımındaki tutarsızlığı eleştiriyor. Filmin 1 saat 49 dakikalık süresi, bu tür bir anlatı için ne çok uzun ne de çok kısa. Ancak Herzog'un hayranları bile bu filmin, yönetmenin en zayıf işlerinden biri olduğunu kabul ediyor. Türkiye'de vizyon tarihi henüz açıklanmadı, ancak festival turunun ardından ülkemizde de gösterime girmesi bekleniyor.
Bu Film Kimlere Hitap Ediyor?
Werner Herzog'un sadık takipçileri ve deneysel sinemaya meraklı izleyiciler, 'Bucking Fastard'ı ilgiyle izleyebilir. Ancak klasik bir anlatı bekleyenler için film, hayal kırıklığı yaratabilir. Herzog'un sinemasındaki sınırları zorlama tutkusu, burada tam anlamıyla karşılığını bulamıyor. Yine de Kate ve Rooney Mara'nın uyumlu performansı, filmin en büyük artısı olarak öne çıkıyor. İki kız kardeşin aynı anda nefes alıp verdiği, aynı anda güldüğü anlar, sinema tarihine geçebilecek türden bir görsellik sunuyor.




