Küresel finans piyasaları, yıllardır görülmemiş bir gerilimle karşı karşıya. ABD Hazine tahvillerinin 10 yıllık getirisi yüzde 4,8 seviyesine tırmanırken, 30 yıllık tahvil getirileri 2008'den bu yana en yüksek noktayı gördü. İngiliz devlet tahvillerinde de benzer rekorlar kaydedildi. Bu tablo, dünya genelinde merkez bankalarının faiz politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.
Piyasaları asıl tedirgin eden ise mali disiplindeki eksiklik. ABD'nin toplam kamu borcu 40 trilyon doları aşmış durumda ve yıllık bütçe açığının önümüzdeki dönemde gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6'sı civarında sabit kalması bekleniyor. Capital Economics Başekonomisti Neil Shearing, ABD'deki mali baskının artık daha gerçekçi bir biçimde değerlendirildiğini ve kamu maliyesine ilişkin somut bir planın bulunmadığını vurguluyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in yenin değerini desteklemek ve tahvil getirilerini yatıştırmak için yaptığı müdahaleler ise piyasalardaki endişeleri azaltmak yerine artırıyor.
- ABD 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,8 ile kritik eşiği aştı.
- Petrol fiyatları varil başına 90 doların üzerine çıkarak enflasyon endişelerini körükledi.
- ECB'nin önümüzdeki hafta faiz artırması bekleniyor, İngiltere'de üç artış öngörülüyor.
Petrol fiyatları neden yeniden yükselişte?
Jeopolitik gerilimler, küresel piyasalardaki kırılganlığı daha da derinleştiriyor. ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden alevlenmesi, petrol fiyatlarını varil başına 90 doların üzerine taşıdı. Bu durum, enflasyon beklentilerini tırmandırırken merkez bankalarının yeniden faiz artırımına gitme olasılığını güçlendirdi. Enerji maliyetlerindeki bu sıçrama, özellikle gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir risk oluşturuyor.
Merkez bankaları nasıl bir yol izleyecek?
Önümüzdeki hafta Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz artırarak başı çekmesi bekleniyor. İngiltere'de ise yatırımcılar gelecek 12 ay içinde 25'er baz puanlık üç faiz artışı öngörüyor. Japonya tarafında uzun yıllardır süren düşük faiz ve deflasyon dönemi resmen sona eriyor. Bu gelişmeler, küresel para politikalarında koordineli bir sıkılaşma döneminin habercisi olarak yorumlanıyor.
Teknoloji devlerinin borçlanması piyasaları nasıl etkiliyor?
Yapay zekâ sektöründeki devasa yatırımlar da tahvil piyasasındaki yükü ağırlaştırıyor. ABD'deki teknoloji şirketleri, veri merkezlerini finanse etmek için borçlanmayı artırıyor. En büyük beş teknoloji şirketinin bu yıl ihraç ettiği borç miktarı 135 milyar dolara ulaşarak, 2020-2024 yıllarındaki 35 milyar dolarlık ortalamayı katladı. Bu durum, piyasanın bu kadar yüksek hacimli bir borcu absorbe edip edemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.
İklim şokları faiz oranlarını nasıl etkiliyor?
İklim kaynaklı aşırı hava olayları ile ekonomik çalkantıların birleşimi, enflasyon şoklarının daha sık yaşanmasına ve faiz oranlarının yapısal olarak daha yüksek seviyelerde kalmasına zemin hazırlıyor. Uzmanlar, bu durumun merkez bankalarının işini zorlaştırdığını ve para politikalarının öngörülemezliğini artırdığını belirtiyor.
Türkiye bu tablodan nasıl etkilenecek?
Küresel faiz artışları ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için ek maliyet anlamına geliyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) bu süreçte nasıl bir politika izleyeceği merak konusu. Uzmanlar, küresel faiz artışlarının Türkiye'nin dış finansman koşullarını zorlaştırabileceğini ve enflasyonla mücadelede ek tedbirler gerektirebileceğini ifade ediyor.
Piyasalarda beklenen tablo
Küresel piyasalarda yaşanan bu gelişmeler, yatırımcıların risk iştahını azaltıyor. Tahvil getirilerindeki artış, hisse senedi piyasalarında satış baskısını artırırken, emtia fiyatlarındaki yükseliş enflasyon endişelerini canlı tutuyor. Önümüzdeki hafta açıklanacak veriler ve merkez bankalarının kararları, piyasaların yönünü belirlemede kritik rol oynayacak.