Dalya Keleş'in 'yerçekimi' adlı filmini başarıyla tamamlamasıyla sinema dünyasında ses getiren önemli bir isim haline geldi. Yerçekimi üzerinden ulaştığı bu yaratıcı hikâye, hem estetik diliyle büyüleyici bir atmosfer sunuyor hem de derin toplumsal meselelere dokunuyor. Bir çocuk sineması olmanın ötesinde, izleyicilere aslında yetişkinlerin kendi hayatlarında ihtiyaç duyduğu 'mucizeler' konusunda samimi bir mesaj veriyor.
Film, Deniz karakterinin gelişimini odak noktasına alıyor. Bu hikâye, çocukluk döneminden ergenliğe geçişin zorlu süreçlerini ele almak yerine, kendisini çoğunluktan farklı hissedenlerin karşılaştığı yalnızlığı ve dışlanmayı mercek altına alıyor. Deneyimli senarist Banu Bozdemir'e 'Öteki Sinema' programında verdiği röportajda bu duygusal yolculuğu anlatırken, aslında çocukların dünyaya olan doğal merakını özel bir dilde işlediğini ifade ediyor.
Büyümeye direnç gösteren Deniz’in varlığı, filmin fantastik yapısının temelini oluşturuyor. Çocuklar ergenlik çağına hazırlanırken, onun hala uzaylılara veya bilinmeyen gezegenlere atıfta bulunması bir sembol olarak ele alınıyor. Burada 'yerçekimi'nin devreye girmesi de kritik öneme sahip. Bu karakter, Deniz büyümeye başladığında üzerindeki o ağırlığı simgeliyor ve bu süreçte ona yoldaşlık ediyor. Başlangıçta sadece kişisel hatıralarıyla çocuk dünyasına bir pencere açmayı amaçlayan Keleş için yerçekimi’nin, sinema tanrıları veya bilinmeyen güçler üzerinden şekillenen bir dostluğa dönüşmesi gerçekten şaşırtıcı oluyor.
Filmin yapım aşamalarına dair detaylar ise prodüksiyonun ne kadar titizlikle yönetildiğini ortaya koyuyor. Oyuncu seçimi uzun soluklu ve oldukça ayrıntılı bir süreçten geçti; bu süreçte ajanslarla yerel yetenek havuzları dahil kapsamlı araştırmalar yaptılar. Hikâyenin doğallığına ulaşmak adına, genç oyuncularla senaryodan önce çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiler. Gündelik hayatlarına odaklanılan pratik ve karakter odaklı alıştırmaların ardından, çocuklar kendi yaşadıkları anlar üzerine çalışarak hikâye dünyasına daha doğal bir şekilde dahil oldular.
Metafor kullanımının sebebini soran soruya ise Dalya Keleş oldukça dokunaklı yanıt veriyor. Çocuk kitapları yazmayı seven biri olarak metaforların önemine inanıyor ve fantastik elementlerin sadece çocukların dünyasında var olabileceğini belirtiyor. Bu bağlamda, büyük karakterlerinin minimal tutulması da kasıtlı bir tercih olmuş. Deniz’in karşılaştığı zorluklar ve arkadaş grubundan geri adım atma gibi olaylar, aslında izleyiciye yetişkin hayatında kendi 'mucize anlarını' yaratma sorumluluğunu hatırlatıyor.
Mecazın somutlandığı havuz sahnesinin prodüksiyon detayları ise hikâyenin ne denli zorlu koşullarda çekildiğini gösteriyor. Film Müge’nin en uzak noktalarından, henüz tamamlanmamış bir villanın yakındaki havuzunda çekildi. Üç gün süren ve ekibin büyük fedakarlıkla doldurduğu bu havuzun içeriği, senaristin hikâyeye kattığı o kendine has tonu pekiştiriyor. Bu tür emeklerle, sinema sadece sanat değil aynı zamanda sabır ve yaratıcılığın da bir meydan okumasıdır.