

Doksanlı yıllar, Türk kültürü ve ev dekorasyonu açısından unutulmaz izler bıraktığı bir dönem olarak hafızalarda yer ediyor. Bu dönemin iç mimari trendleri oldukça baskın ve standarttı; modernliği gelen teknoloji ile büyük hacimli mobilyaların buluştuğu o karakteristik yaşam alanları her kesimin çocukluk anılarını tetikleyebiliyor.
Huzurlu bir akşamın geçirilip geçtiği salonlar, dönemin eğlence ve dekorasyon anlayışını en iyi temsil eden yerlerdi. Her evde büyük bir dikkatle seçilmiş ya da neredeyse standartlaştırılmış eşyalarla donatılan bu yaşam alanları bugün rüya gibi gelse de, o dönemde her köşe ayrı hikaye anlatırdı.

Doksanların salonlarında modern ve yalın tasarımlar değil, tam tersine sağlamlığı ve büyüklüğüyle dikkat çeken devasa ahşap mobilyalar hakimdi. Günümüzün minimalist ve ince televizyon üniteleri düşünülürse, o yılların heybetli yapıları adeta minik eşyalar gibi kalırdı. Genellikle tavandan alçaklara kadar uzanan bu dolaplar; sayısız çekmece, raf ve vitrinle doluydu.

Bu büyük üniteler genellikle odanın ana duvarını kaplardı ve içerisine yerleştirilen televizyon, bu devasa ahşap kaledeki odak noktasıydı. Kablo karmaşaları o zamanların en bilindik sorunlarından biriydi; ünite içindeki dar geçitlerden kabloların dikkatle geçirilmesi ve priz yuvalarına sıkışmış teknolojik cihazları doğru yerleştirmeye çalışmak sabır gerektirirdi.

Doksanlı yılların ikonik salon eşyalarından bir diğeri ise

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.