Predator: Badlands'e otururken beklentim belliydi: Bir avcı, korkmuş kurbanlar, kan. Çıkışta ise şaşkındım, çünkü film bana bambaşka bir şey vermişti — Predator'ı ilk kez kötü adam değil, kahraman yapan bir macera. Dan Trachtenberg, Prey ile seriyi dirilten adam, bu kez daha da büyük bir kumar oynamış. Aşağıdaki notlar, "Predator filmi böyle de olabilirmiş" diyerek salondan çıkan, hem şaşıran hem de keyiflenen bir izleyicinin defterinden.
Dan Trachtenberg'in yönettiği Predator: Badlands, serinin yedinci filmi ve şimdiye kadarki en cesur tonal sıçraması. Hikâye, ailesinin en zayıf halkası olarak görülen genç bir Yautja olan Dek'i izliyor. Babası kardeşi Kwei'ye onu öldürmesini emrettiğinde, Kwei kendi canı pahasına Dek'i kurtarıyor ve Dek, "avını seç, eve getir ya da bir daha dönme" sözleriyle Genna adlı "Ölüm Gezegeni"ne sürükleniyor. İşte filmi benzersiz kılan da bu: İlk kez avcının gözünden, onun için tuttuğumuz bir hikâye.
Avcının Gözünden: Cesur Bir Perspektif
Badlands'in en radikal kararı, kamerayı Yautja'nın arkasına koyması. Kırk yıl boyunca Predator hep "öteki"ydi — anlaşılmaz, korkutucu, insanlığın avcısı. Bu film o bakışı tersine çeviriyor; artık biz Yautja kültürünün içindeyiz, onun değerlerini, hiyerarşisini ve acımasız onur kurallarını içeriden tanıyoruz. Bu, sadık bir hayran için heyecan verici bir lore genişlemesi; seriyi hiç bilmeyen biri içinse taze bir kahramanlık masalı.
Bu perspektif değişimi, filmin tüm risklerinin kaynağı. Korkacağımız bir canavar yerine, başarmasını istediğimiz bir genç savaşçı koyuyor karşımıza. Dek'in zayıflığı, dışlanmışlığı ve kendini kanıtlama arzusu, onu klasik Predator'dan tamamen farklı, sempatik bir kahraman yapıyor. Bu cesur tercih, herkesi memnun etmeyebilir; ama serinin formülünü tekrar etmek yerine onu genişletme hırsı takdire değer.
Dek: Ailesinin En Zayıfı
Dek'in hikâyesi, özünde bir kendini kanıtlama ve aidiyet masalı. Bir avcı toplumunda "zayıf" doğmuş olmanın utancı, babasının reddi ve kardeşinin fedakârlığı, ona insani — daha doğrusu evrensel — bir duygusal derinlik kazandırıyor. Dimitrius Schuster-Koloamatangi, tamamen makyaj ve beden diliyle, tek bir tanıdık ifade kullanmadan bu genç savaşçının kırılganlığını ve kararlılığını taşıyor; bu, sessiz ama etkileyici bir performans.
Dek'in yolculuğu, klasik bir kahramanın yükselişi: Aşağılanmış biri olarak başlar, sınanır ve yeteneğini değil, karakterini kanıtlayarak değerini bulur. Bu yapı tanıdık olsa da, bir Predator filminde görmek beklenmedik biçimde dokunaklı. Ailesinin sözünü kulağında taşıyan bu genç avcının, "bir av" bulmaktan çok "bir yer" bulma arayışı, filmin asıl kalbini oluşturuyor.
Thia ve Seçilmiş Aile
Filmin en beklenmedik unsuru, Dek'in Genna'da kurduğu ortaklık. Elle Fanning'in canlandırdığı Thia, iki bacağını kaybetmiş bir Weyland-Yutani androidi; ve bu tuhaf ikili — sözsüz bir avcı ile geveze bir robot — filmin duygusal ve mizahi merkezini oluşturuyor. Fanning, aynı zamanda Thia'nın "kız kardeşi" Tessa'yı da canlandırarak çift rolün altından başarıyla kalkıyor; karakteri hem sevimli hem de hikâyeye gereken hafifliği katan bir varlık.
Dek ile Thia arasındaki ilişki, filmin "seçilmiş aile" temasını taşıyor. İkisi de kendi türleri tarafından bir biçimde dışlanmış, eksik bırakılmış varlıklar; birbirlerinde, kendi dünyalarında bulamadıkları kabulü buluyorlar. Bu dostluk, bir Predator filmi için şaşırtıcı derecede sıcak; ve Weyland-Yutani bağlantısı, filmi sessizce Alien evrenine de dokunduran zekice bir köprü kuruyor.
Trachtenberg Dokunuşu ve Ton Değişimi
Prey ile serinin kalitesini kanıtlayan Trachtenberg, burada bambaşka bir yöne sapıyor. Badlands, mainline Predator filmleri içinde ilk kez PG-13 sertifikasıyla geliyor; yani serinin imzası olan o vahşi, kanlı R-sertifikalı brutallikten uzaklaşıyor. Bunun yerine, bir macera-fantastik tonu, daha geniş bir kitleye hitap eden bir kahramanlık hikâyesi sunuyor. Bu, serinin köklerinden cesur bir kopuş.
Bu ton değişimi, filmin en bölücü yanı olacak. Geçmiş Predator filmlerinin o sert, korkutucu yetişkin tonunu sevenler, Badlands'in yumuşak kalbini ve macera havasını bir ihanet olarak görebilir. Ama Trachtenberg'in cesareti, seriyi tek bir kalıba hapsetmeyi reddetmesinde. O, Predator'ın sadece bir korku ikonu değil, esnek bir anlatı evreni olabileceğini savunuyor; ve bunu, ne yaptığını bilen bir yönetmenin özgüveniyle yapıyor.
Genna: Ölüm Gezegeninin Atmosferi
Filmin görsel yıldızı, Genna gezegeninin kendisi. "Ölüm Gezegeni" lakaplı bu dünya, her köşesinde ölümcül bir yaratık, zehirli bir bitki ya da düşmanca bir arazi barındıran, hayal gücü yüksek bir tehlike bahçesi. Trachtenberg, bu egzotik ve tehditkâr ekosistemi, Dek'in yolculuğuna sürekli yeni sınavlar sunan canlı bir karakter gibi kullanıyor. Görsel tasarım, bilimkurgu-fantastik bir masalın atmosferini başarıyla kuruyor.
Bu yaratık dolu dünya, filme bir "Jabberwocky" masalı havası katıyor; bazı eleştirmenlerin filmi serinin ilk filminden bu yana en iyisi ilan etmesinin sebeplerinden biri de bu yaratıcı dünya tasarımı. Genna, sadece bir dekor değil; Dek'in cesaretini, zekâsını ve dayanıklılığını sınayan, hikâyenin gidişatını şekillendiren aktif bir güç. Bu atmosfer, filmin macera ruhunu görsel olarak da besliyor.
Aksiyon ve Eksikler
Aksiyon tarafında Badlands hayal kırıklığına uğratmıyor; Dek'in Genna'nın canavarlarıyla ve düşmanlarıyla giriştiği mücadeleler, hem yaratıcı hem de gerilimli. Yautja'nın silah cephaneliğini içeriden görmek, dövüş sahnelerine taze bir tat katıyor. Yine de PG-13 sınırları, serinin alışkın olduğu o kanlı, mide kaldıran şiddeti büyük ölçüde törpülüyor; bu, aksiyonun "ağırlığını" sevenler için hissedilir bir kayıp.
Filmin asıl zayıflığı ise senaryonun zaman zaman fazla "tatlı" ve öngörülebilir olması. Kahramanın yolculuğu tanıdık kalıpları izliyor, bazı duygusal anlar fazla kolay çözülüyor ve karakter gelişimi yer yer yüzeyde kalıyor. Macera havasını sevenler için bu pürüzler küçük kalsa da, daha derin ve karanlık bir Predator bekleyenler, filmin bu hafifliğinden rahatsız olabilir. Badlands hırslı ama her riskini tam tutturamıyor.
Sonuç: Cesur ve Sıcak Bir Genişleme
Predator: Badlands, formülü tekrar etmek yerine onu cesurca genişleten, taze ve sıcak bir film. Avcının gözünden anlatılan kahramanlık hikâyesi, Dek ile Thia'nın beklenmedik dostluğu ve Genna'nın yaratıcı dünyası, seriye yeni bir soluk getiriyor. PG-13 tonunun törpülediği brutallik ve zaman zaman fazla tatlılaşan senaryo zayıf yanları; ama filmin hırsı ve kalbi bu pürüzlerin önüne geçiyor.
Klasik, kanlı ve karanlık bir Predator bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir; ama açık fikirle yaklaşıp seriden farklı bir şey görmeye hazırsanız, Badlands keyifli ve duygusal bir macera sunuyor. Trachtenberg, Prey'den sonra bir kez daha bu evrene hâkim olduğunu kanıtlıyor. Predator'ı korkulacak bir canavardan, için için tutulan bir kahramana çeviren, cesur bir tür denemesi.
