Slovak yönetmen Ivan Ostrochovský, insanlığın karanlık taraflarına ışık tutan 'Only Beautiful Things to Look At' adlı dramatik eseri üzerinden yeni ve iddialı bir adım atıyor. Bu proje sadece başarılı bir film olmanın ötesinde, toplumsal travmaları mercek altına alarak küresel çapta yankı uyandırma hedefi taşıyor.
Filmin ilk gösterimi Karlovy Vary Film Festivali'nde yapılacak olup hikayesi çoğunlukla 1980'li yıllarda geçiyor. Ostrochovský, filminde Doğu Avrupa'nın zorlu tarihinden yola çıkarak Romany kadınlarının yaşadığı zorla kısırlaştırma gibi ahlaki açıdan rahatsız edici bir konuyu ele alıyor.
Sinema sanatına olan katkılarıyla bilinen yönetmen, bu tip toplumsal tabulardan kaçmayan eserleri her zaman gündemde tutmuştur. Bu önemli filmin başarısını uluslararası düzeyde pekiştirmek amacıyla projenin Amerikan versiyonunu yapmayı planlıyor.
Küresel Perspektif ve Amerika'da Yeniden Adaptasyon
Halleriyle küresel çapta insan hakları ihlallerine dikkat çeken Ostrochovský, bu tür sorunların sadece kendi ülkesi için değil, dünya genelinde ortak bir mesele olduğunu belirtiyor. Yeni projede odak noktası ise Amerika Birleşik Devletleri'nin Navaho Ulus Toprağı oluyor.
Filmdeki ana karakterlerden biri olan Aňa Geislerová ile birlikte çalışmalarını sürdüren Tomková da, Amerikan sinema sektörünün işleyişini öğrenmek adına Film Independent bünyesindeki Global Media Makers Residency programına katılmış bulunuyor.
Mevcut araştırmalar ve mekân keşifleri Navaho Ulus Toprakları'nda yapıldı. Öyle ki Ostrochovský’nin aktardığı verilere göre Amerika'nın belirli bölgelerindeki yerli kabileler arasında 1970'lerden 80'lere kadar doğumlarda belirgin bir düşüş yaşanmış ve bu durumun yaklaşık yüzde 40 oranında zorla kısırlaştırma uygulamalarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.
Bu hassas konuyu ele alırken topluluktan önemli geri bildirimler aldıklarını kaydediyor. Gelecek filmlerinin kurbanları bir kez daha tasvir etmesi yerine, yerel halkın aracı gibi diyaloga açık ve orta yolu bulmayı tercih ettiğini ifade ediyor.
Slovakya'nın Travmaları: Geçmişle Hesaplaşma
Amerika versiyonu hazırlıkları devam ederken Ostrochovský, kendi ülkesi olan Slovakya ile de zorlu bir konuşmaya ihtiyaç duyulmasına dikkat çekiyor. Slovaky'nin Romany halkına yönelik problematik geçmişini ve eziyetini kabul etmesi gerektiğini savunuyor.
Slovakya özelinde bu tür zorla kısırlaştırma girişimleri çok daha uzun süre, hatta 2000’li yıllara kadar devam etmişti. Yönetmen, yıllar önce yasal süreci başlatan kadınların devletten tazminat alamadığı eleştirisini yapıyor ve Slovak hükümetinin sadece tek bir resmi özür ile yetindiğini belirtiyor. Bu durumun ülkenin küçük yapısına rağmen gündemde kalmasının önemini vurguluyor.
Ostochovský, zorla kısırlaştırma işlemlerinden sorumlu doktorlarla da görüşmeler gerçekleştirdi. İkileri bu konudaki anlayışları ve dönemin bazı hekimlerinin gerçekte iyi niyetlerle hareket etmiş olabileceği üzerinde durdu. Ancak tüm o mantıklı ve rasyonel argümanların ardında kalabilecek ahlak felsefesi sorunun ön plana çıktığını belirtiyor.
Sanatsal Derinlik: Görsel Bir Metin Çalışması
efsini zorlayan bu karanlık temalı film, Aňa Geislerová gibi tanınmış bir oyuncuyla ele alındığında beklenenden daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşma potansiyeli taşıyor. Ostrochovský, Zorla Sterilizasyon'da farklı türlerde deneyim kazanmış ve prestijli gösterilerde yer almış sinema camiasının önemli isimlerinden Geislerová’nın projeyi başarıyla canlandıracağına inanıyor.
yönetmen, filmdeki karakterleri görsel olarak yaratıcı bir dille yansıtmayı amaçladığını açıklarken doğa belgesellerinden ilham aldıklarını paylaşıyor. Mikro çekimlerle hayvan veya böceklerin yaşamına benzer şekilde bu insan davranışlarının incelenmesini hedeflerken, filmin estetik açıdan hoş bir yapıda olmasını istiyor.
Mesele çok katmanlı olduğu için karakterlerin deneyimleri birbirinden farklı anlamlar taşıyor; bazıları için konfor anlamına gelirken, başkaları için sadece aile kurmak olabilir. Bu yüzden filmdeki tonun depresifleşmekten ziyade, izleyicinin yaşamın karmaşık hakikatlerini yansıtması amacıyla dengeleyici bir dille aktarılması gerektiğini vurguluyor.