ABD Yüksek Mahkemesi, uzun süredir özerk kabul edilen hükümet kurumlarının yönetiminde başkanın yetkilerini önemli ölçüde artırdığı bir karar verdi. Bu son ve kritik hükümle birlikte başkanı kontrol eden önceden yerleşik hukuki içtihatlar askıya alınmış oldu.
Anayasal açıdan hassas bu kararda, Donald Trump’a Federal Ticaret Komisyonu'ndaki Demokrat üyeleri görevinden alma yetkisi tanındı. Bu karar, on yıllardır geçerli olan ve başkanların bağımsız kurumlara keyfi olarak müdahale edemeyeceği yönündeki hukuki emsalgelerle çelişiyor.
Anayomuş gibi görünen bu yeni kararın temel dayanağı ise 1935 tarihli bir Yüksek Mahkeme emsali olan Humphrey’s Executor içtihadıydı. Bu eski karar, bağımsız kurum komisyon üyelerinin ancak haklı ve meşru gerekçelerle görevinden alınabileceğini belirtiyordu. Ancak yeni mahkeme kararı, bu yaklaşımı reddederek başkanın icra organı üzerindeki nihai yetkisini yeniden tanımladı.
Yeni hüküm, tekil yürütme teorisi prensibine dayanıyor. Bu teoriye inananlar, başkanı temsil eden bürokratların son kararının bizzat president olduğunu savunuyor. Yüksek Mahkeme çoğunluk görüşünde bu duruma şu vurguyu yaptı: Tekrar göreve gelmesi için onay verilmesi başkanın tercihine bağlı olsa da Kongre veya mahkemeler ona çalışamayacağı kişilerle yükleme yapamazlar.
Yargıçların ifadesiyle, hükümetin yürütme gücünü temsil eden memurlar, doğrudan president tarafından görevden alınabilirler. Bu şekilde sorumluluk doğar ve president de halka karşı sorumlu olur.
Yüksek Mahkeme çoğunluğuna göre Humphrey’s içtihadı zamanın testine dayanmadı; bağımsız kurumlar kelimenin tam anlamıyla başkanın dışındaki bir yapı değildi; dolayısıyla yalnızca Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarına değil, doğrudan president'a da cevap verecek şekilde işler.
Hükümün ardından kendisi olan Trump bu kararı bizzat sosyal medya üzerinden duyurarak 90 yıllık emsal normların tamamen geçersiz kılındığını ve başkanlık gücünün en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda büyük ölçüde artırıldığını iddia etti.
Federal Rezerv Başkanı Lisa Cook örneği söz konusu olduğunda durum daha karmaşık görünüyor. Yüksek Mahkeme, 5-4 oylarla şu an için Trump'ın bu üyeyi görevden alamayacağını belirtirken; Kongre'nin kurumdan çıkarılmasına sadece 'haklı gerekçe' ile izin verdiğini hatırlattı.
Ancak Yürütme Komisyonu (FTC) gibi diğer kurumlarda, Slaughter kararının büyük bir etki yaratması beklenmiyor. Zira görevinden alınan Demokrat üyeler Rebecca Kelly Slaughter ve Alvaro Bedoya’nın çoğu dava süreci boyunca geri dönmeyecek şekilde ayrılmış durumdaydı.
Mevcut ortamda ise bu tür kurumlar üzerindeki kontrolün artırıldığı yönünde ciddi endişeler bulunuyor. Özellikle Republican Parti Başkanı Andrew Ferguson, komisyonları doğrudan yönetim bünyesinin bir parçası olarak konumlandırarak çalışanlarına bağımsız olduklarını iddia eden yasal başvurularda kurumlardan ayrılmalarını talimatına bağladı.
Bu yeni gelişme sadece FTC’yi değil; Federal İletişim Komisyonu (FCC), Seçim Komisyonları, Ulusal İş İlişkileri Kurulu ve Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu gibi diğer özerk idari kurumları da etkileyebilecek geniş bir çerçeve çiziyor. Hukuki eleştiriler ise bu kararın hükümetin yapısını bozduğunu ve başkana bugüne dek sahip olmadığı kadar sınırsız yetki verdiğini belirtiyor. Bu güç, ne halkın ne Kongrenin ne de Anayasa'nın kendisine verdiği bir yetki olarak değerlendiriliyor.
Anayasal emsalgeleri gözden çıkaran mahkemenin bu hamlesi, yürütme organının gücünü tavizsizce pekiştiriyor ve idari mekanizma üzerindeki başkana olan bağımlılığı artırıyor.