Teknoloji devi Meta, küresel ölçekte iş gücü yeniden yapılanması sürecinde kullandığı yapay zekâ sistemlerinin ayrımcı sonuçlara yol açtığı gerekçesiyle eski çalışanlarından gelen hukuki bir süreçle karşı karşıya kaldı.
26 ayrı çalışan, şirketin son dönemdeki büyük personel azaltma operasyonunda algoritmaların ne gibi bir rol oynadığını sorguluyor. Bu davada temel iddia, şirket içi yapay zekâ araçlarının sağlık izinlerinde bulunanlar, ailevi sorumlulukları nedeniyle izne ayrılanlar veya engeli olan çalışanları orantısız biçimde hedeflediği yönünde.
Meta, yaklaşık yüzde 10'luk küçülme stratejisiyle karşılaştığı eleştirileri yanıtlamış ve alınan tüm işten çıkarma kararlarının yapay zekâ tarafından değil, insan değerlendirmesiyle alındığını açıklamıştır. Ancak davacı taraf, bu resmi beyanlara rağmen arka planda çalışan gelişmiş veri toplama ve izleme sistemlerinin ayrımcılığa yol açtığını öne sürmektedir.
Algoritmaların Kontrolü Elinde mi?
Dava dosyası incelendiğinde, Meta'nın işten çıkarma seçimlerinde tek bir araca güvenmediği; birden fazla yapay zekâ destekli analiz sistemi kullandığı anlaşılmaktadır. Bu sistemler arasında şirket içi asistan 'Metamate', çalışanları izleyen ve performanslarını ölçmeye yönelik çeşitli veri panelleri yer almaktadır.
İddialara göre, bu algoritmalar personeli; çalıştıkları süre zarfındaki üretkenlik düzeylerine, yapay zekâ araçlarını ne kadar etkin benimsedikleri ve tükettikleri sanal token miktarına gibi kritik metrikler üzerinden sıralamaktadır. Davacılar ise sistemin, bir çalışan yasal olarak sağlık veya aile izninde olduğunda o dönemdeki üretim düşüklüğünü olması gereken şekilde değerlendirecek öngörüye sahip olmadığını iddia ediyor.
Peki Engelli Çalışanlar Nasıl Etkileniyor?
Davanın en hassas noktalarından biri, engeli nedeniyle çalışma biçimini veya üretkenlik seviyesini etkileyebilecek kişilerin de sistem tarafından otomatik olarak dezavantajlı muamele gördüğü iddiasıdır. Bu iddia, ABD'deki Aile ve Tıbbi İzin Yasası gibi yasal korumaların bu teknolojik karar süreçlerine nasıl etki edebileceği sorusunu gündeme getirmiştir.
O dönemde şirketin personel sayısını küçültme nedeni olarak, yapay zekâ altyapısı ve veri merkezleri için yapılan devasa mali yatırımların etkilerini dengelemek gösterilmişti. Ancak davacılar bu büyük dönüşümün bir cezasını yasal izinlerini kullanan çalışanların ödendiğini savunuyor.
Yasal İzinler İstihdamı Belirlemesinde Mi Önünde?
davanın merkezindeki temel çatışma, yasalarca korunan işçi hakları ile veri odaklı otomatik karar alma sistemlerinin karşılaştırılmasıdır. Davacı 26 eski çalışanın tamamının, işten çıkarılmalarından önceki iki yıl içinde yasal izin talep ettiği veya engeller nedeniyle makul uyum taleplerinde bulunduğu belirtiliyor.
Bu durum, ABD'de aile ve sağlık izni kullanan kişilerin istihdam kararlarında olumsuz bir değerlendirmeye tabi tutulmasını engelleyen düzenlemelere aykırı sonuçlar doğurabilir. Kalifiya'daki benzer yasalar da cinsiyet veya engellilik gibi korunan kategoriler üzerinden ayrımcı sonuç üreten otomatik karar sistemlerine sınırlamalar getirmiştir.
Meta bu iddiaları kesin bir dille reddetmiş ve şirket kültüründe nihai kararların her zaman insan gözetiminde verildiğini vurgulamıştır. Buna karşın davacılar, algoritma destekli seçimin bağımsız denetimlerden geçirilmesi için yasal engellerin kaldırılmasını talep ediyor.
Gizlilik Kayıtları ve Yeni Gözlem Verileri
Meta'nın geçmişte çalışanlarının klavye hareketleri ve fare kullanımlarını yapay zekâ eğitimi bahçesinde kaydettiği iddia edilmiş, bu uygulamanın Avrupa Birliği gizlilik kurallarını ihlal etme riski taşıması nedeniyle durdurulduğu bilinmektedir. Mevcut davada ise benzer işyeri gözlem verilerinin doğrudan işten çıkarma kararlarının temel girdisi olarak kullanıldığı ileri sürülüyor.
Mukayede edilirse, mahkemenin bu tür iddiaları kabul etmesi hem şirketlerin çalışan değerlendirme metodolojilerindeki şeffaflık eksikliğine dikkat çekecektir hem de yapay zekâ sistemlerinin hukuki sorumluluğu konusunda yeni bir emsal oluşturma potansiyeline sahiptir.