Galaksilerarası boşlukta keşfedilen gök cisimleri, bilim insanlarına evrenin sınırsız ve hayal gücünün ötesinde bir çeşitlilik sunduğunu gösteriyor. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, Güneş Sistemi dışındaki gezegenleri inceleyen araştırmacılar için adeta akıl almaz bir tablo ortaya çıkardı. Uzay Teleskopları tarafından yakalanan veriler, büyüklük ve kütle açısından birbirleriyle kıyaslanamayacak derecede sıra dışı iki yeni gezegene işaret ediyor.
Bu keşifler, bilim dünyasında büyük heyecana neden oldu zira bu gök cisimlerinin en çarpıcı özelliği yoğunlukları. Jüpiter gibi devasa boyutlara sahip olmalarına rağmen ağırlık açısından inanılmaz derecede hafifteler; hatta uzmanlar, kütlelerini kıyaslamak için onları pamuk şeker ile beraber nitelendirdiler. Bu 'süper pofuduk' gezegenler olarak tanımlanan bu ikili sistemi anlamak, uzayın oluşum hikayesini çözmek adına kritik ipuçları sunuyor.
Jüpiter'in Hafif Kopyaları Nasıl Ortaya Çıktı?
Oxford Üniversitesi Fizik Bölümü bünyesinde yürütülen kapsamlı çalışmalar neticesinde bu nadir sistem keşfedildi. George Dansfield liderliindeki araştırma ekibi, NASA tarafından geliştirilen ve dış gezegen arama misyonu olan TESS adlı teleskopun topladığı sinyalleri titizlikle inceledi. Analizleri sonucunda Jüpiter ile benzer hacme sahip TOI-791 b ve onun yörüngesindeki uyumlu eşi TOI-791 c tanımlandı.
Fark şaşırtıcı çünkü bu gezegenler, görünüşlerine rağmen taşıdıkları kütle bakımından çok farklılar. TOI-791 b, Jüpiter'in boyutlarıyla neredeyse aynı olsa da, kütlesi dev gezegenimizin sadece yüzde üçü kadardır. Öte yandan sistemdeki diğer üye olan TOI-791 c de hacimsel olarak daha büyük bir yapıda olmasına karşın, ağırlık açısından Jüpiter ile karşılaştırıldığında yalnızca yüzde 5,9 seviyesinde kalmaktadır. Bir devin yerini pamuk şekerden ibaret bir yapı alması, bilim insanlarının ilgisini doruk noktasına taşıdı.
Nasıl Ölçüldü Bu Gezegenlerin Ağırlıkları?
Gezegenlerin bu hayali yoğunluklarına sahip olduğunu anlamak, geleneksel yöntemlerle oldukça karmaşık bir süreçti. Araştırmacılar, Kepler misyonunun hedeflediği aralığı çok aşan ve son derece hassas veriler toplayabilen TESS’in gücüne başvurdular. Bu özel sistem için yedi yıl boyunca toplamda bin yüz yirmi iki gün süren sürekli veri toplama çalışmaları yapıldı.
TESS teleskobu, gezegen adaylarından 7 binden fazla olan kapsamlı bir katalog taramasıyla çalışıyor. Ancak uzmanlar bu spesifik sistemde gözlemledikleri en kritik detay şuydu: Bu süper pofuduk dünyaların alışılmadık yörünge tipleri vardı.
Yıldızlarının etrafında dolanırken birbirlerini kütleçekimsel olarak etkileyen bir kilitlemişler. Bu yoğun çekim kuvveti, gezegenlerin yıldızlarından geçerken tespit edilen geçiş sürelerinde belirgin sapmalara yol açıyor. Araştırmacılar da bu zamanlama değişimlerinden yola çıkarak her bir gezegenin gerçek kütleçekimsel ağırlığını bilimsel kesinlikle hesaplayabildi.
Gelecekte Hangi Gizemler Çözülecek?
Bu inanılmaz keşfin ardından tüm bilim camiasının gözü gelecekteki çalışmalara çevrilmiş durumdadır. Peki bu pamuk şeker benzeri, ultra hafif gezegenler nasıl oluştu? Göksel süreçlerde böyle bir yoğunluk farkı nasıl ortaya çıktı? Ve bu yapılar atmosferlerinde hangi kimyasal bileşenleri barındırıyor ki dönüş hızlarını o şekilde etkilemede kritik rol oynuyor? Uzay bilimcileri, evrenin kökenini ve gezegenlerin kendi iç dinamiğini daha iyi anlayabilmek için yeni analizler yapmak üzere çalışmalarına devam edecekler.