Çocukluk kahramanımız Peter Parker, beyaz perdedeki onuncu büyük macerasında Spider-Man: Brand New Day ile izleyicileri sinema salonlarında yeniden uçmaya çağırdı. Bu filmin vaatleri iddialıydı ancak gerçeklerin beklentilerimizi tam olarak karşılayıp karşılamadığı Hexcore masasına düştü.
Filme dair önceden edindiğim üç ana beklenti vardı: Çizgi romanın temel ruhuna sadık kalınmış bir Peter Parker, Avengers ekosistemine göndermeler içeren heyecan verici anlar ve Sadie Sink'in canlandırdığı karakterle ilgili tatmin edici bir sürpriz. Ancak inceleme bittiğinde, özellikle bazı yapısal eksiklikler beni hayal kırıklığına uğrattı.
Beklentiler Tam Karşılandı mı?
Filmin en belirgin yanlarından biri atmosferdi. Spider-Man'in şehrin üzerinde süzülüşü, attığı her ağ ve tasarladığı aksiyon sahneleri son derece akıcıydı. Marvel Sinematik Evreni (MCU) hakkındaki ilk üç Spider-Man filmi, bu akıcılığı tam olarak yakalamakta zorlanıyordu; Brand New Day ise özellikle bu konuda çok başarılı bir ton tuttu.
Weliştirilmesi gereken önemli nokta ise Peter Parker'ın kişisel sorumluluklarıydı. Karakterin yaşadığı duygusal yük ve şehirdeki yalnızlığı üzerine odaklanan kısımlar yer yer kalbe dokundu. Tom Holland’ın performansı kesinlikle takdire şayan; çocuksu, akrobatik Spidey imajından çok daha derin, iç dünyası karmaşık bir karaktere büründü.
Ancak filmde Peter'ın günlük hayatı eksik bırakılmıştı. Karakterin o ev kirasını nasıl ödediği, teknolojiye veya özel ekipmanlara nasıl sahip olduğu konusunda yeterli detay vermiyordu. Günümüzdeki kahramanların çoğu günlük hayattan izler bırakan insanlar iken, bu filmin Peter'ına harçlığını bir gazete yan işinden çıkarırken görmek isterdik; fakat MCU formatı genellikle bu tür ayakları yere basan gerçeklik katmanlarını önemsiyor.

Sadie Sink ve Gizemli Kimlik
Sadie Sink’in canlandırdığı karakter hakkındaki tüm spekülasyonlar bende, onun Jean Grey olacağı yönündeydi. Filmin bu gizemi koruma çabası, bir yandan heyecan yaratırken diğer yandan bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Wesileşme kurgusu açısından Jean Grey'in kullanımı çok sağlamdı; Spider-Man’ın kimliğini öğrenebileceği güçte biri olması ve MJ ile çatıda gerçekleşen dönüştürücü olay, karakteri senaryoda oturaklı bir yere oturtmuştu. Ancak bu gizliliğin yarattığı pozitif etki tartışılabilir düzeydeydi.
Wesileşme süreci sadece merak unsurunu tatmin etmek için mi kullanıldı? Bu kadar büyük bir rolün, neden son ana saklanması ve isim verilmeyip bırakılması gerektiği kafa karıştırıcıydı. Sanki film, daha önceden sızdırılmış veya herkesin tahmin edebildiği bir karakterin ortaya çıkardığı 'yeni sürpriz' hissini vermeye çalışıyordu.

MCU İçin Omuzlar Ağır
Wesileşme konseptine geldiğimizde Spider-Man: Brand New Day’in taşıdığı yük çok ağır anlaşılıyor. Her ne kadar filmi kişisel bir başarı olarak 8/10 puanla değerlendirse de, tıpkı önceki MCU gişe rekortmeni yapılmış projeler gibi kendi iç çelişkileri var.
Önceki Spider-Man filmleri, her biri kendine has özellikler taşıyan ve kademeli olarak Marvel Evreni'ne dahil olan anlatılardı. Ancak büyük popülarite getirdikçe bu filmler artık sadece bir kahraman hikayesi değil, tüm evrenin tonunu ve devamını belirlemek zorunda kaldı.
Filmin başarısı itibariyle MCU için kritik bir öneme sahip; aksi takdirde Multiverse (Çoklu Evren) gibi felsefi konuların izleyiciye nasıl anlatılacağı konusunda büyük boşluklar kalırdı. Bu baskıyla, Spider-Man'in sadece bir macera kahramanı olarak değil, aynı zamanda tüm hikayenin temel direklerinden biri olması gerektiği zorunluluğu ortaya çıktı.