

Christopher Nolan imzalı The Odyssey filmi, vizyona girdiği andan itibaren sinema salonlarını adeta bir deprem sarsıntısı gibi salladı. Filmin yalnızca Amerika pazarındaki ilk hafta sonunda elde ettiği devasa gelir ile gişe başarısını kanıtlaması dahi, yönetmenin anlatım dehasını tescilledi. Film aracılığıyla Homeros’un ebediyen süren eserinin sinemadaki gücü yeniden gözler önüne serildi.
Ancak sinema severlerin gerçekten merak ettiği ve zihinlerinde soru işareti uyandıran kısım, bu başyapıtın gelecekte vizyona girecek 2026'nın en beklenen dev projelerinden biri olan Denis Villeneuve’ün Dune: Part Three ile kurduğu beklenmedik ama muazzam bağlantı oldu.
Bu iki görkemli yapım arasındaki ilişki, sadece her ikisinin de IMAX ekranlarında izlenmesi gibi yüzeysel bir ortak noktada değil, çok daha derin ve köklü bir edebiyat mirası üzerinde inşa edilmiş bulunuyor.
Frank Herbert’ın klasik bilim kurgu evreni olan Dune serisine inildiğinde, bu bağın kaynağı Frank Herbert’ın 1965 tarihli orijinal romanı Children of Dune (Dune'un Çocukları) adlı kitabında bulundu. Bu metne göre hikayenin merkezi ve ana karakteri Paul Atreides, aslında Truva Savaşı dönemindeki Akha ordularının liderlerinden biri olan Kral Agamemnon’un torununun soyundan gelmektedir. Zaten ‘Atreides’ adı bile mitolojide Agamemnon ile Menelaus’un babası olan Atreus isminden türetilmiştir.
Hertaevler arasında, karakter Paul'ün annesi Jessica’nın Hayat Suyu ritüeli sırasında rahminde oluşmasıyla genetik hafızanın tamamıyla doğan Alia Atreides adında bir figür mevcuttur. Kitap içerisinde Alia tarafından akıl danışılan ve konuşulan kadim kahramanlardan biri de, Christopher Nolan'ın dev sinema filminde merkezi bir role sahip olan Agamemnon’dur.
Daha da dikkat çekici olan, Paul'ün oğlu Leto II karakterinin serinin dördüncü eseri God Emperor of Dune (Dune Tanrı İmparatoru) adlı kitabında kendi soy ağacını antik Yunanistan kaynaklarına kadar takip ederek bu karmaşık bağlantıları doğrulayan bilim kurgu bir figür olmasıdır.
Sinemada izlediğimiz Dune: Part Three, Frank Herbert’ın ikinci romanı olan Dune Mesihi (Dune Messiah) eserinden uyarlanmış olduğu için muhtemelen bu mitolojik soy zincirine doğrudan değinilmeyecektir. Ancak The Odyssey'yi sinema salonlarında deneyimlemek, bize bu iki evrenin edebi açıdan neden birbirini tamamladığını çok net bir şekilde açıklıyor.
Nolan’ın eserinde gücünü ve hırsını sergileyen Agamemnon figürü ile Paul Atreides’ın babası Dük Leto arasında şaşırtıcı bir benzeşim söz konusudur. Her iki karakter de açık ve doğrudan bir savaşa dalmasalar bile, toplumsal temelleri sarsan derin bir ihanet sonucu yıkıma giden güçlü liderler olarak resmedilmektedir.
Bu paralellik, Paul Atreides’ın başlattığı galaktik çatışma ile Truva şehrini yok eden antik kahramanlar arasında da gözlemlenebilir. Her iki karakter de kehanetlerin ve kaderin sert pençesinde kıvranırken, Herbert bilim kurgu edebiyatını güncelleyerek Antik Yunan trajedilerindeki o kadim arketipi modern anlatılara taşıma becerisi göstermiştir. Bu arketipte karakterler, kendi kaçınmaya çalıştıkları kaderlerinden ne kadar uzaklaşmaya çalışırlarsa, ona o denli çok daha derinden saplanır ve yenilir.
Waktımızdaki sinematik gösterilerin ihtişamına rağmen binlerce yıl farklı zaman dilimlerinde yer almalarına rağmen, edebi bakış açısıyla The Odyssey bir tür öncü niteliğindedir. Bu iki büyük eser, modern izleyici için beyaz perdede kusursuz ve görkemli bir yapbozun son parçasını oluşturmaktadır.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.