Şu anda alışveriş yaptığınız her an, yediğiniz her lokma veya kullandığınız her uygulama üzerinden gizlice profilleniyor olabilirsiniz. Büyük teknoloji firmaları ve perakende devleri kullanıcılarının sadakat programları adı altında topladığı devasa verilerle bireysel tercihlerini tahmin ediyor ve hatta bu bilgiler ışığında fiyatlandırmayı kişiselleştirerek bazı müşterileri avantajlıyken diğerlerini dezavantajlı duruma düşürüyor. Bu durum, adeta bir gözetim fiyatlandırması çağının habercisi olarak görülüyor.
Bu ciddi olayın somut örneklerinden biri McDonald's markasının sadakat programında kullanılıyor. Yapılan araştırmalar ve hukuki süreçler sayesinde kullanıcıların nereden ne zaman ziyaret edeceği gibi öngörüler içeren 515 sayfalık detaylı bir veri profiline erişildiğinde şaşkınlık yaşanabiliyor. Bu büyük veriler, sadece ürün almayı hatırlatmak için değil, aynı zamanda tüketicinin nerede ve hangi saatlerde en yüksek satın alma olasılığına sahip olduğunu tahmin etmek amacıyla kullanılıyor.
Bir Wired muhabiri California'nın Tüketici Gizliliği Yasası yani CCPA kapsamında McDonald's üzerinden bu derin profil raporunu talep etme yoluna gitti. Elde edilen raporda sadece kişisel bilgiler ve sadakat puanları değil, geçmiş alışveriş listeleri ile şirketin daha önce gönderdiği kampanyaların detayları ayrıca Monopoly oyunu gibi etkinlikler sırasında taratılan web sitelerinin anlık kopyaları bile yer alıyordu.
Veriler Nasıl Sizin Kararlarınızı Okuyor?
Maddi teşvikleri ve indirim fırsatlarını sunan birçok restoran bu verileri toplarken, bunun bedelinin gizlilik eksikliği olduğu sıkça vurgulanıyor. Örneğin Geoffrey Fowler isimli bir gazeteci Starbucks'ın sadakat programı üzerinden kendisi hakkında veri talep etme yolunu seçti. Ancak eline geçen 515 sayfalık McDonald's raporunun aksine, kendine ait sadece sekiz sayfadan oluşan çok daha sınırlı ve genel bir dosya ile karşılaştı.
Yapılan bu incelemeler, sadakat programlarının her zaman karşılıklı yarar (win-win) sağlayıcı olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bir şirketin topladığı veriler üzerine kullanıcının tam fiyat ödeme eğiliminde olup olmadığı hesaplanabiliyor ve buna göre sunulacak teklifler şekilleniyor.
Geoffrey Fowler'ın Starbucks'tan elde ettiği bilgiler, diğer şirketlere kıyasla kendisine daha az indirim sağlanabileceği yönünde varsayım yapıyor. Bu, şirketin elindeki devasa veri havuzundan yola çıkarak kullanıcının pazara olan hassasiyetini belirlediği anlamına geliyor.
Gizli Profiller ve Şirketler Arası Veri Paylaşımı
V Vanderbilt Policy Accelerator ile UC-Berkeley Consumer Law and Economic Justice ortaklığı tarafından yayınlanan raporlar, Starbucks'ın bu tür uygulamalarından tek bir kurum olmadığı sonucuna varıyor. Görünen o ki, perakende devleri sadakat programları adı altında kullanıcı davranışlarını izliyor ve sürekli veri akışı sağlıyor.
Yapılan araştırmalar, adının 'ödül sistemi' olmasına rağmen bu programların gerçek ödülleri giderek azaldığı ve karşılığında işletmelerin topladığı veri miktarı ise katlanarak arttığı yönünde. Bu modelde veriler bir kaynak haline geliyor ve şirketler bu bilgileri çeşitli amaçlar için kullanıyor.
Gelecekteki risklerin büyüklüğü, elde edilen bilgilerin ne kadar geniş bir yelpazeye dağıtıldığıyla anlaşılıyor. Fowler'ın Starbucks hakkında öğrendiği veriler dahil olmak üzere, şirketin kendisi hakkında edindiği tüm bu kritik kişisel bilgiler 64 farklı başka şirkete aktarılmış olabiliyor ve bu şirketler arasında büyük veri aracılarından biri de bulunuyor.
Yapılan incelemeler, sadece kahve markalarıyla sınırlı kalmıyor. Consumer Reports tarafından yapılan serilerde ise market zincirleri gibi Giant Kroger'ın topladığı verilere dayanılarak kullanıcılara farklı fiyatlar uygulandığı ortaya konuluyor. Bazı durumlarda, müşterilerin aynı anda satın aldığı ürünler için ödemeleri, hatta diğer tüketicilere göre yüzde 25 daha yüksek olabiliyor.