Belçikalı yazar ve yönetmen Isabelle Tollenaere'in ilk kurgu uzun metraj filmi Paris Paris, giydiği her kelimeyle izleyicilere farklı bir bakış açısı sunuyor. Filmin dünyaya tanıtımı olan 60. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali'nde (KVIFF) Proxima yarışma programında gösterilen yapım, evi özleminden yerinden edilme hislerine kadar derin temaları işliyor.
Filmin ismindeki 'Paris Paris' tekerlemesi sadece coğrafi bir durumu işaret etmiyor. Bu yapıtta ev kavramı, hatıranın canlı tutulması ve yeni bir hayata uyum sağlama çabası gibi metaforik anlamlar kazanıyor. Örneğin hikâye boyunca tekrar eden unsurlar, insanların geçmişlerine olan bağını sürdürme arayışının sembolü olarak işleniyor.
Paris Paris'in en dikkat çekici yanlarından biri, gerçek bir Paris yerine Çin’de inşa edilmiş devasa bir kentin anlatı zemininde ilerlemesi. Hangzhou'un Zhejiang Eyaleti bölgesindeki Tianducheng adı verilen bu büyük konut kompleksi, Fransız başkentini mimari detaylarıyla taklit ediyor ve hatta Eyfel Kulesinin 354 fitlik replikasını barındırıyor. Bu durum, farklı coğrafyalardan gelen göçmenler için eski bir vatan hayalinin yeni dünyada ne kadar çarpıtıldığının güçlü bir görsel metaforu oluşturuyor.
Filmde hikâye üç ana karakter etrafında örülüyor: Çinli Yi-En, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden Junior ve Filistinli Hamzah. Üçü de yoksullukla mücadele eden, kayıt dışında kalan göçmenler olarak Paris'te bir apartmanın tahliye edilme tehdidi altında yaşadıkları bu sığınakta hayatlarını sürdürüyorlar. Eşyalarından bağı kopuşları ile ilişkilerinin geçiciliği ve bulundukları bu 'güvenli alanın' tehlikeye girmesi, filmin merkezi temalarını oluşturuyor.
Bellek, kayıp ve yabancılaşma gibi konuları bir alegori olarak sunan Paris Paris; Avrupa'nın görkemli şehirlerinden biri ile Çin’deki bu sahte Paris replikası arasında geçiyor. Yönetmen Tollenaere'e göre bu kurgu, göçün eski yuvalara duyulan özlemden yeni hayatlar kurma çabasına dönüşen karmaşık bir hayal gücünü temsil ediyor.
Hayatı belgesel çalışmalarıyla şekillendiren yönetmenin aslında ilk kez 2014 yılında Çin'deki Paris replikası hakkındaki bir makale okuduğunu ve bu fikrin zihninde çok hızlı bir dönüşüm yarattığını anlatıyor. Bu bakış açısı, ona aynı şehir yapısının iki farklı noktada yeniden inşa edilmesi ve birbirine bağlanması fikrini veriyor.
Yaratım sürecindeki seyahatleri, onu Çin'deki Shanghai şehrine götürmüştü. Buradaki devasa inşaat telaşı ile her yerde gördüğü yıkımın oluşturduğu dramatik dönüşüm, ev kavramının ne kadar kırılgan olabileceğine dair temel temaları ortaya çıkarmaya başladı.
Tollenaere başlangıçta Paris’teki Çin topluluklarına odaklanmayı düşünürken yaklaşımlarını değiştirerek dünyanın çok farklı köşelerinden gelen üç ana karakterle ilerledi. Oyuncu seçiminde Yi-En'e denk gelmesiyle başlayan süreç, yönetmenin belgesel geçmişinden gelen bir yaratım felsefesi olduğunu gösteriyor; sahneye konan oyuncuların deneyimleri senaryonun zenginleşmesine katkıda bulundu.
Yönetmen, yabancı kurgu filmleri yapma fikrinin kariyerindeki bu kaymanın kademeli olduğunu açıklıyor. Daha önce gerçeklik temelli ve belge ağırlıklı hibrit filmler yapmış olsa da bazı konuların belgesel yöntemlerle erişilememesi bu yeni türü denemesine zemin hazırladı.
Paris Paris isminin filmin her anından başladığını belirtiyor. Bu başlık, bir yandan iki farklı Pariserin anlatılmasına olan göndermeleriyle anlam kazanırken, diğer yandan film boyunca kullanılan 'tekrarlama' temasının hafızaya yönelik döngüsel rolünü temsil ediyor. Filmde unutma ve hatırlama arasındaki savaşın yanı sıra tekrar ve kaybolma dinamiği de belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Yabancı bir kültürden geldiğimiz durumlarda dilin gücü, 'yuva' kavramıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Doğanca konuşmanın getirdiği o güçlü aidiyet hissi, göçün bıraktığı boşluğu doldurmanın temel yollarından biri olarak filme işlenmiş durumda.