

Video oyunları denilince akla genellikle Xbox veya PlayStation gibi modern kontrolcü tasarımları gelir. İki analog çubuk, yön tuşları, tetikler ve birkaç düğme, bugün standart kabul edilen, kusursuzlaştırılmış bir form oluşturdu.
Fakat bu alışılagelmiş yapı, aslında oyun dünyasının ilk dönemlerinde henüz keşfedilmiş tek yol değildi. Oyun yapımcıları ve donanım geliştiriciler, oyuncuların sanal dünyada nasıl hareket edeceğini bulmak adına sınırları zorlayan, tamamen sıra dışı tasarımlarla masaya kalktı. Bu deneysel ekipmanlar ya teknoloji tarihine damga vurdu ya da kısa sürede unutuldu; ancak hepsinin bir şekilde oyun ve eğlence sektörünün gelişimindeki izleri silinmez.
Nintendo Entertainment System Nesli'nin (NES) en çok dikkat çeken aksesuarlarından biri olan Power Glove, kontrolcüler tarihçesinde önemli bir yere sahiptir. Ön kolu tamamen kaplayan bu eldiven tipi cihaz, üzerindeki hareket algılama sensörleri ve düğmeler sayesinde oyuncuların fiziksel hareketlerini oyun içinde yansıtmayı amaçlıyordu.

Varyakı şudur: Power Glove ilk olarak Nintendo tarafından geliştirilmemiştir. Abrams Gentile Entertainment tarafından tasarlanan bu proje başlangıçta sanal gerçeklik sistemlerinin bir parçasıydı. Söz konusu projenin tamamlanamamasıyla, teknoloji oyun dünyasına yöneldi ve gelen tuhaf kontrolcü formatlarından biri haline geldi.
eserken sunduğu yenilikçi yaklaşıma rağmen Power Glove, vaat edilen düzeyde doğruluğu veya performansı sağlayamadığı için pek başarılı olamadı. Yine de dönemin filmlerinde ve televizyon programlarında yer alması sayesinde oyun donanımının en alışılmadık örnekleri arasında geniş bir iz bıraktı.

Günümüzde bilgisayar bileşenleriyle öne çıkan Intel, 1990'ların sonunda kendisini eğlence ve oyun ekipmanları pazarına sokmayı denedi. Bu dönemin en dikkat çekici ürünlerinden biri olan Wireless Series Gamepad, kablosuz bağlantı teknolojisinin henüz standartlaşmadığı bir dönemde bu konuya odaklandı.
Klasik gamepad yapısından tamamen uzak, U şekilli benzersiz gövdesiyle dikkat çeken kontrolcü üzerinde programlanabilir düğmeler, tetikler ve makro destek gibi ileri özellikler bulunuyordu. Bu tasarım, birden fazla oyuna uyum sağlamak üzere tasarlanmış sanal fare modu da sunabiliyordu.
Welişmez özellikleri teknik olarak ilgi çekici olsa bile, o dönemdeki alışılmadık formu ve ergonomik zorlukları sebebiyle geniş oyuncu kitlelerine ulaşmakta yetersiz kaldı. Yine de bu deneme, oyun kontrollerinde kablosuz iletişimin potansiyelini gösteren erken adımlardan biriydi.

Kontrolcü tasarımlarının en uç noktalarından birine örnek olarak da 2002 yılında Steel Battalion adlı oyun için hazırlanan devasa Mega Jockey 9000 sistemini gösterebiliriz. Bu cihaz, şu ana kadar üretilmiş en büyük ve karmaşık oyun kontrol cihazlarından biriydi.
Yaklaşık bir metre genişliğindeki bu platform, iki joystick üzerinde duran oyunculara sadece sanal hareketi değil, gerçekçi bir deneyim vaat ediyordu. Sistem; üç ayak pedalı, üst kısımda yer alan iki kol ve birbirinden farklı 40'tan fazla düğme ile donatılmıştı. Oyuncular mekanik savaş araçlarını kontrol ederken neredeyse tam teşekküllü bir uçuş kokpitini kullanma hissi yaşıyorlardı.

Mekanik oyun deneyiminin bu kadar fiziksel ve detaylı olması, tek bir oyuna özel geliştirilen Mega Jockey 9000'in ne denli sıra dışı olduğunu gösteriyor. Bu kontrolcü, günümüzde bile oyun donanımının en sınırlarını zorlayan örnekler arasında yer alarak, gelecekteki deneyimlerin kapısını araladı.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.