

Söz konusu destanı beyaz perdedeki güncel bir uyarlamayla görmek, hafızada derin izler bırakması açısından her zaman heyecan verici bir denemeyi beraberinde getirdi. Homeros'un 800 yıllık büyük eseri olan Odysseia gibi yapıların sinematografide tam anlamıyla vücut bulabilmesi; bu tarihsel süre zarfında sektörün ne kadar sıkı izlediği veya ne zaman tamamen geri çekildiği düşünüldüğünde, oldukça zorlu bir ihtimal teşkil ediyor. Eğer modern çağda geçen bir 'Odysseia' filmine bakarsak, bu tür dev yapımları yaratmak hem büyük risk almayı gerektiren bir cesaret ister hem de eserin orijinal derinliğine sadık kalma konusundaki geleneksel hassasiyeti zorunlu kılar.
Nolan gibi yönetmenlerin sinema dünyasında izi çabuk silinmeyen ismi, tam da bu iki özelliği bünyesinde barındıran yeteneklerdendir. O, hem gişeyi domine eden büyük bütük projeleri hayata geçiren bir yapımcı kimliğine sahip; hem de türlerini alışılmadık ve iddialı yaklaşımlarla yeniden tanımlayan sanatsal vizyonuna sahiptir. Elbette bu profili göz önüne aldığımızda, Nolan'ın Homeros'un destanını işleyiş biçiminin kapsamlı, sağlam ve akademik detaylara kadar ince işlenmiş olması beklenirdi. Ancak bu yaklaşım aynı zamanda yönetmenin karakteristik özelliğidir: karmaşık hikayeleri doğrusal olmayan, çözülmesi zor yapılarıyla yeniden yorumlaması.
Bu versiyonun sıradan kabul edilmesi oldukça büyük bir başarıdır. Film, neredeyse üç saatlik süresinin büyük bölümünde seyirciye kesintisiz sürükleyici bir deneyim sunuyor ve izleyicisine bolca ihtişam dağıtıyor. Homeros’un destansı dilinin modern uyarlamalarda basitleştirilmesi kaçınılmaz olsa da, olay örgüsünün kapsamı ve hikayenin toplumsal yankısı hiçbir yerden taviz vermemiş durumda. Mitolojik evreni bu kadar devasa bir insan dramına entegre etmek kolay değildir; bu eserin zengin içeriği bile diğer sinemacılar için gidilmesi zor bir alandır.
Hissiyatın odaklandığı temel nokta ise filmin temposunda gizli. Odysseia’nın defalarca engellerle karşılaşan kahramanının beklediği yuva yolculuğu, adeta kötü bir rüyaya benzer şekilde nefes kesici ve acı verici bir gerilim içinde ilerliyor. Bu durum izleyiciyi sürekli meşgul ediyor; dikkatleri dağıtacak olaylar yüzünden bazen karakterlerin duygusal derinliğini hissetmek zor olabiliyor.
Odysseus rolünü üstlenen Matt Damon’ın seçimi, bu zordaki yapıyı kurtaran en büyük unsur olarak öne çıkıyor. Geleneksel Amerikan sinemasının o sade ama sağlam kahramanı olarak sunulan Damon, sırtında savaşların yıprattığı derin bir hüzün taşıyor. Bu yorgun bakışlar ve kaslı figürdeki bu mağlubiyet hissi, karakterin trajik yönünü çok güçlü belirliyor. Nolan ve editör Jennifer Lame’in kullandığı kronoloji değiştirme ve döngüsel yapılar filmin ilk yarısında adeta izleyiciyi zamanın akışı konusunda sürekli şaşırtıyor; ancak bu durum aynı zamanda kahramanın zihnindeki o sisli, başını döndüren durumu mükemmel yansıtıyor.
Huzur ve sükunetin sembolü olan İthaka’ya dönüşünün ne kadar zorlu olduğu anlaşıldığında, artık geri dönme mutluluğu da büyük bir emekle kazanılmış oluyor. Eşi Penelopi'yi (Anne Hathaway) ve oğlu Telemakhos'u (Tom Holland), hırsı dorukta olan Antinous (Robert Pattinson) gibi kötü niyetli karakterlerden korumaya çalışan aile, seyircinin sempati duyabileceği noktayı oluşturuyor. Filmin yazım gücü, insan onuru ve ihanet gibi konuların işlenmesinde daha keskin bir dille hareket ediyor; ailesel bağların karmaşık derinliklerini anlatmaktan çok bu çarpışmalara odaklanıyor.
Filmin en etkileyici anları ise karakterlerin kişisel dramından ziyade, Nolan’ın yönettiği saf görsel şölenlerde gizli. Odysseia’nın başkahramanının dev Cyclops Polifemos tarafından neredeyse yakalanması sahnesi, muazzam bir canavar filmi enerjisiyle ekranlara geliyor; bu dijital süsleme yardımıyla ortaya çıkan dev görkemini izlemesi başlı başına bir eğlence. Öte yandan, Circe’nin büyülediği o sürreal ve tehlikeli yolculuklar ise yönetmenin kendine has karanlık mizahını sergiliyor. Bu noktada Samantha Morton’in sunduğu muazzam performans filmin en akılda kalıcı yönlerinden birini teşkil ediyor.
Daha da çarpıcı olan, Trojan Atı sahnesinin sunum şekli; bu kısım Nolan'ın hikaye anlatıcılığı ve aksiyonu harmanlama dehasını zirveye taşıyor. Filmin genel tonu düşüş göstermese de bu tip epik anlar, izleyicide büyük bir etkileyicilik yaratıyor. Odysseia’nın sadece mitolojik bir serüven değil, aynı zamanda sınırsız teknik ve edebi vizyonun kanıtı olduğu kesindir.




Topluluk yargısını şekillendirmek için fikrini tek bir sinyalle belirt.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.