Adı sadece dört belirgin bacağı olduğu için ona 'Bacaklar' demişti. O onunla konuşurken, yaratığın içini ısıtan ve hafif bir mırıltıya dönüşmesini sağlayan sıcak, baş döndürücü bir his kaplardı.
Ona her türlü sevimli takma adlar vermiş, Legolas, Leggo My Eggo veya bazen can sıkıcı davrandığında Bacak Krampi diye seslenmişti. Fakat o, sadece çok fazla bacağı olan minicik bir bebek olmanın getirdiği beceri eksikliğini yaşayabilirdi.
Her hafta yeni uzuvlar çıkıyor, kuyrukları kıvrılıyor ve dikenleri keskinleşiyordu. Sahibi bu gelişim sürecini özenle kaydediyor; hangi tarihte ne kadar boyunda olduğu, derisinin renginin nasıl değiştiği ve eklenen tüm parçalar titizlikle not ediliyordu.
boyunun altı ayını doldurunca vücuduna iyice alışmış, yedi yaylı bacaklarından artık daha az takılıyor. Yanlışlıkla eşyalara çivilerle saldırıyor ya da halıya idrar püskürtüyor gibi ilk aşamadaki kazalar azalmıştı. Sahibinin gururu ve yaratığın bu iyiliğe duyduğu mutluluk arasındaki bağ güçlenmişti.
Sahibi, yarattığı güzelliği tanıması için onu arkadaşlarına gösteriyor. Ancak bir anlık heyecanla, ona ne yapmasını söyleseler; zıplamak, eğilmek veya dilini çıkarmak gibi basit hareketler yaptığında salyangoz benzeri asidik tükürüğünden biri elindeki eldiveni eritti. Komşularından gelen tepkiler sert olsa da, sahip, bu tuhaf yaratığın en çarpıcı canavar olduğuna dair güvenini kaybetmemişti.

Eskiden kendisi gibi konuşamıyordu ama ses tonundan ve hareketlerinden ne düşündüğünü anlıyordu. Yabancılar tarafından dokunulmasından hoşlanmıyor olsa da, sahibi onu övdüğünde savunma mekanizması gevşiyor ve ona daha fazla sokuluyordu.
Bacaklar'ın kökenleri hakkında hiçbir fikri yoktu. Sahibi bir laboratuvarda, o dehşete sebep olan dört ayaklı tüylü yaratıklardan bahsediyordu. Kökeninin bu kadar basit ve garip olabileceğini anlamak ona büyük bir hayal kırıklığı yaşatıyordu; zira onlar, Bacaklar'ın gücünün yanında oldukça zavallı kalıyorlardı.
Peki bu durum onun kim olduğunu anlamasına nasıl yardımcı oldu? Sahibi, onu ne kadar zeki, güzel ve aynı zamanda korkunç derecede yıkıcı bir varlık olduğuna ikna ediyordu. Sevdiği o koruyucu bağın içinde kendini güvende hissederek günlerini geçiriyordu.