Nintendo, oyun tasarımının son yıllardaki en dikkat çekici trendlerinden birini benimseyerek oyuncularına oldukça benzersiz ve adrenalin dolu bir deneyim sunuyor. Bu trend; adeta apokaliptik bir sadeliğe indirgenmesi olarak tanımlanabilir. Ve bu minimalist yaklaşımın mükemmel örneklerini iki farklı oyunda görme ayrıcalığına sahibiz.
İlk gördüğümüz bu tarz, oldukça hareketli ve bazen bunaltıcı yapısıyla dikkat çeken Donkey Kong Bananza idi. Bu oyun bir aksiyon ve macera türünü alıp, vurduğun her canavarın aslında çevresel unsurlar olduğunu ortaya koyuyordu. Basitçe tarif etmek gerekirse, zemin senin düşmanındı. Ama bu devasa yumrukların yardımıyla dünyayı parçalıyor, yürüdüğün katmanları kum ve çakıl kalıntısına dönüştürüyordun. Nintendo için son zamanlardaki en keyifli oyun deneyimlerinden birini sunmuştu.
Şimdi sırada Splatoon Raiders var. Burası üçüncü şahıs nişancı türünde, ancak öyle sık ve büyüktür ki ekranınızın her köşesi düşmanlarla doludur. Bir bölüme girdiğinizde spawn olan neredeyse her şeyi yok etmeniz gerekiyor; ardından geride kalan küçük ganimetleri topluyorsunuz. Dürüst olmak gerekirse bu kanlı bir şölen niteliği taşıyor ve Bananza gibi, oyunu donup düşünmek yerine sürekli daha fazla aksiyon bombardımanına tutmayı tercih ediyor.
Kontrol Edilemez Bir Çatışma Aşkı
Mesele, her iki oyun da saf yıkımı o kadar içselleştirmiş ki kameranın bile bazen hiçbir şey olup bittiğini takip edemediği anlar yaşanıyor. Bunu yaparken de oyunun kendisi bu durumu ne pahasına olursa olsun karşılıyor. Splatoon Raiders’ta özellikle görsel bir odak noktası kurmak yerine oyuncuyu kulaklarıyla yönlendirebilirsiniz. Düşmanların çoğu tıpkı sık ve gergin tenli yaratıklar gibi tasarlandığı için, her isabetle ortaya çıkan ses; normal bir davulcu asla kullanmayacağı türden hızlı bir vurma sesi çıkarıyor.
Oyun bu hissi mükemmel veriyor: nereye nişan aldığınızdan emin olabilirsiniz. Yani Nintendo'nun ve bu yapımın sunduğu kaosa tamamen güvendiğinizi söyleyebiliriz.
Temel Oynanış Mekaniği Nasıl Çalışır?
Mango Raiders’a ilk bakıyorsanız, onun Splatoon serisinin bir uzantısı olduğunu fark edeceksiniz. Ancak arka plandaki temelleri daha çok Splash'in önceki oyunlarından hatırlayacak oyuncular bilir; özellikle Salmon Run adlı PvE (oyuncu olmayan) unsuruyla tanışmış olmalısınız. Bu bölümler, mürekkep fırlatan mürekkep balıkları ile canavarla dolu bir deniz yaşamına karşı verilen hayatta kalma mücadeleleridir.
Raiders, bu konsepti alıyor; yanındaki tüm Splatoon silahlarını ve kollarını kullanarak bunu bambaşka bir seviyeye taşıyor. Oyunun temel amacı muhtemelen hazine avcılığı. Üzerinde yama yaptığınız adacıkları keşfediyorsunuz. Temel üssünüz ise, topladığınız ganimetlerle güçlendirdiğiniz malzemelerden yapılmış geçici bir raftır.
Maceraya atılmadan önce üsten silahlarınızı geliştirebiliyor ve yeni yeteneklerinizi açabiliyorsunuz. Sonra küçük takımada setlerine doğru yola çıkıyor ya da mağara ağlarının içine inip hareket eden her şeyi yok ediyorsunuz. Elinizde yapabileceğiniz en basit görev, odyunun kalabalık sokaklarında gezinmek ve parçalamaktır.

Bu sistem üzerine kurulu bir eylem oyunu olarak ele alındığında, temel döngü oldukça net: üsten çıkıp düşman öldürüyorsun, ganimet topluyorsun; bu malzemelerle eve dönüp karakterini güçlendiriyorsun. İster tek başına maceraya atılın ister üç arkadaşınızla oynamaya girişin (hem çevrimiçi hem de yerel kablosuz olarak), her zaman size sunulan bu akıcı deneyime odaklanmalısınız.
Mürekkep ve Silahların Gücü
Splatoon serisinin en sevilen özelliği olan mürekkep mekaniği, Raiders'ta aksiyonun kalbini oluşturuyor. Sahada kullandığınız her silahtan çıkan mürekkep sadece düşmanları yok etmekle kalmıyor; temas ettiği yüzeyleri de kaplıyor.
Mürekkeple kaplanmış bir zeminde bulunuyorsanız, Squid formuna bürünebilirsiniz. Bu dönüşüm size inanılmaz avantajlar sağlıyor: Düşmanlarınızın arasından saklanırken aynı anda mermilerinizi yeniden doldurabiliyorsunuz. Ayrıca etraftaki mürekkebi bolca kullanarak hızlı hareket edebilir ve duvarlara tırmanabilir veya delikleri sessizce geçebilirsiniz.
Düşmanların püskürdüğü türden mürekkep ise bir engel teşkil eder ve sizi yavaşlatma riski taşır. Raiders'ta devasa alanları kaplayacak harita ele alma mekanikleri olmasa da, görsel olarak gördüğünüz her alanı boyamak genellikle akıl adına doğru olan karardır.
Mücadele kısmı ise oldukça çeşitli. Otomatik silahlar, dev fırçalar ve hatta tek kullanımlık ince bir boya fırçasından oluşan inanılmaz çeşitlilikte mürekkep saçabiliyorsunuz. Daha önce Splatoon'da rapier (kılıç/ince uzun) gibi zarifliği temsil eden bu küçük Boyalı Fırça’nın, burada da oldukça beceri gerektiren ve ustalaşması zor bir silah olduğunu görüyoruz.