Japon sinemasının bu yeni yorumu, ilk bakışta sıradan görünen bir çocukluk dünyasının derinliklerine iniyor. Genellikle tuhaf ya da toplumun dışındaki konumda hisseden gençlerin gözünden dünyayı izlemek sinema için her zaman zengin bir malzeme sunar. Bu çerçevede Shuntaro Uchida’nın “Incinerator” adlı filmi, Karlovy Vary Film Festivali’nde Proxima yarışmasında Jüri Ödülü kazanarak dikkat çekiyor.
Film, Tokyo dışındaki huzurlu bir mahallede yaşayan ve oldukça alışılmışın dışında bir karaktere odaklanıyor: Kozue. On yaşındaki bu genç kız, başrolü oynayan Karin adındaki oyuncunun canlandırdığı karakterle temsil ediliyor. Toplumun kalabalığından ziyade çevresini gözlemeyi tercih eden kozue; okul ateşine çöp atma alışkanlığının yanı sıra rastgele nesneleri toplama huyuna sahip bir yalnızlık kuşu.
Ancak filmin başrolde bu ‘tuhaf’ karakter etrafında inşa ettiği yapı, eleştirel bir bakışla incelendiğinde oldukça naif ve aslında yaratıcılıktan uzak bir noktaya varıyor. Hikaye ilerledikçe duygusal derinlikten çok tanıdık, biraz fazla abartılı melodramsal anlatımlara kayıyor.
Karakterlerin Yüzeydeki Çözülüşü
Karakter analizi açısından film zayıf bir noktada kalıyor. Kozue’nin ebeveynleri bu konuda özellikle basit şablonlara oturtulmuş durumdadır. Yorgun işine rağmen tüm evi ve hastalanan büyükanneyle ilgilenmek zorunda kalan ‘çok çalışan anne’, ‘neşeli ama sorumsuz dadı’ kalıbıyla sunulan baba, gerçek birer insan olmaktan ziyade duyguları temsil eden basit semboller gibi duruyor.
Bu genel çerçevede Kozue’nin farklı davranışları ilk başta izleyiciyi meraklandırıyor. Örneğin annesi işten eve geldiğinde yerde cansızca uzanmış olan küçük kız onu şaşkınlıktan yakalıyor. Çocuk, konuşmaya ya da anlaşılma çabasına kapalı; bu durum filmin alışılmış çocukluk hikayelerinden daha özgün konuları keşfetmesine zemin hazırlayabilir gibi görünse de, ebeveynlerin tepkisi merakla şaşkınlığın ötesine geçmiyor.
Sıradanlık Tuzağı ve Belirsiz Anlar
Filmin uzun, olay örgüsünden yoksun sahneleri Kozue’nin doğada veya okul ateşinin yakınında hayal kurarak geçirdiği boş zamanları yakalamaya odaklanıyor. Bu pasif sahneler, filmin sükûnet dolu renk paleti ve yumuşak görüntüleriyle rahatlatıcı olsa da bir amaç taşıma hissinden yoksun. Eğer bu sessizlik Kozue’nin özel perspektifini sunma amacı taşıyorsa, karşımızda sadece sıkılmış ve dışarıdan kayıtsız bir çocuğun dünyası kalıyor.
Filmdeki olaylar filmin duygusal tuvaline ne kadar derinlemesine yansıyorsa o kadar az izleniyor. Bir gün Kozue’nin okul ziyaretinde gelen gölge kukla gösterisi yapacak genç Jinta ile göz teması kurması gibi önemli bir an yaşanıyor. Bu karakter, meşhur Japon erkek grubu Timelesz üyesi Taiki Shinozuka tarafından canlandırılıyor. Ancak Kozue’nin Jinta’ya duyduğu ilgi fiziksel çekimden çok, onun dünyayı algılayış biçimiyle ilgilidir; her zamanki gibi başkalarından farklı bir frekansta hareket etmektedir.
Anlam Arayışı ve Ulaşılan Boşluk
Bu beklenmedik karşılaşma ne Kozue’yi ne de Jinta’yı değiştirebiliyor. Çocuk, ona çocukluğundan hatırladığı küçük bir kasabaya götürmesini istediğinde bu ikili beraber doğada yürürler. Ancak burası kozuenin özlediği yer değildir. Bu sahneler ve sonrasında Kozue ile Jinta arasında gerçekleşen, hiçbir duygusal karşılığı olmayan veda anları ne zaman geçip giden zamanlar hakkında veciz ifadeler veya unutulan anılar üzerine derin bir düşünce sunuyor? Yoksa bu sadece yüzeysel söylemlerden ibaret mi kalıyor?
Film, temelini Japon yazar Kaori Ekuni’nin kısa öyküsünden alan ve genellikle o yazarın ‘kadın Murakami’sı olarak tanımlanan esere hiyerarşik bir yaklaşımla bakıyor. Gibi gibi tuhaf ama sıradan anlarda durmayı amaçlayan eser, maalesef hiç beklenmedik hiçbir şey sunmuyor.
Müjdeli bir tanıtımla başlayan Incinerator, filmin gücünü anlatmaktan ziyade olayları olduğu gibi kabul etme kaygısına kapılıyor. Sonuç olarak elimizde olan tek şey doğruluğu tartışılabilir ama hikâyeyi sürükleyecek yeterlilikte olmayan sinematik övgüler oluyor.