Sarajevo Film Festivali, dünya sinemasında önemli bir etki bırakmış ancak geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Macar film ustası Béla Tarr'ın sanatsal mirasını onurlandıran yepyeni bir programa imza attı. Bu yeni sergi olan Béla Tarr in Sarajevo Tribute adlı etkinlik, sadece onun eserlerine odaklanmak yerine, 2013 yılında kurduğu ve sinema sanatının geleceğine yön vermeyi amaçlayan yenilikçi eğitim platformu Film Factory'nin eski öğrencilerini ağırlıyor.
Half yıl boyunca küllerine karışan büyük bir ustanın izlerini sürmek, genellikle sadece geçmişe dönük bir nostalji anlamına gelse de bu programla Tarr, sinema eğitimi ve kişisel sanatsal dilin keşfi üzerine kurulu felsefesini farklı kuşağa taşıyor. Bu özel seçki; Balkanlar'dan Batı Avrupa'ya kadar dünyanın dört bir yanından genç yeteneklerin birbirinden güçlü filmlerine sahne oluyor.
Eğitimin Filmlerle Somut Hali
Hayatını sinema makinesine adamış ama aynı zamanda sanatına ve öğrencilerine her zaman büyük saygı duyan Tarr, Film Factory'de 'bir yönetmenin kişisel sanatsal dilini keşfetmesi' gerektiği felsefesini benimsemişti. Bu programın seçkisi de bu ruhun yansıması niteliğinde. Festival küratörlerinden Jovan Marjanović, bu filmlerin sadece estetik bir okulundan ziyade, her yönetmeni kendi özgün imzasını bulmaya teşvik eden eğitimsel bir yaklaşımdan beslendiğini belirtti. Zira seçilen yapımlar izleyicileri Cannes gibi dünyanın en prestijli film festivallerinden San Sebastián ve Locarno'ya kadar ulaştı.
Öne Çıkan Yeni Yetenekler
Yeni programın dikkat çeken filmleri arasında Valdimar Jóhannsson’un, ilk gösterimi Can Film Festivali'nde Değer Tanımayı reddetme orijinal bir fikir ödülüyle büyük beğeni toplayan Lamb (Lamb) dikkat çekiyor. Bu dramatik yapım, İzlandalı ekibinin ürettiği karanlık ve atmosferik modern bir masalı beyaz perdeye taşıyor.
Yine genç yönetmenlerin izleri göze çarpan diğer filmler arasında Bianca Lucas’ın Love Dogu yer alıyor; bu film Locarno Film Festivali'nde en iyi ilk uzun metraj ödülü gibi özel bir tavsiye almıştı. Bu eser, toplumsal travmalar ve unutulmuş Amerikan mitlerini konu alan çarpıcı anlatımıyla öne çıkıyor.
Pilar Palomero’nun Motherhood (La Maternal) adlı eseri ise sinema festivalinde en iyi başrol oyuncusu ödülünü kazanan Carla Quílez'in yeteneklerini sergiliyor. Bu film, genç bir kadının hem bireysel dramını hem de toplumsal beklentileriyle mücadele etmesini dokunaklı bir dille ele alıyor.
Dünya Sinemasına Damga Vuran Diğer Seçkiler
Half yıl boyunca Tarr'ın sanatsal vizyonundan ilham alan diğer filmler de oldukça derin temaları işliyor. Kaori Oda’nın Cenote yapımı, antik Maya inançlarını ve doğayla iç içe geçen varolu sorularını izleyiciye sunarken; Stefan Malešević’in Toprak ve Kanatlar (Toprak Ve Kanatlar) eseri günümüz modern yaşamıyla çatışan geleneksel değerleri başarıyla harmanlıyor.
Sergio Flores Thorija’nın Travesias filmi, fiziksel engellerden ziyade insan ruhunun içindeki duvarları konu alırken; Marina Radmilac'ın Who The Fuck Are You yapımı izleyiciyi siyah-beyaz, psykedelik bir punk draması evrenine hapsederek deneysel sinemanın sınırlarını zorluyor.
Bu film seçkisi, Béla Tarr'ın öğrencilerine bıraktığı en büyük mirası, sinemayı sadece teknik bir disiplin değil aynı zamanda kişisel ve derin duyguların ifade edildiği özgür bir sanat alanı olarak görmelerini sağlamış olmasıyla özetleyebilir.