UÇAN EKİP KAYBI
Haberlere göre, ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell Hava Merkezi ile Sierra Blanca Bölgesel Havalimanı arasındaki kritik bir medikal tahliye uçağı faciasıyla sarsıldı. Uçak, karaya inişe hazırlanırken yörüngesine çıkması gereken gökyüzü altında gizli ve korkutucu bir problemle karşılaştı: askeri operasyonlar tarafından yürütülen GPS sinyallerinin kasıtlı olarak engellenmesi (GPS jamming). Ön soruşturma raporlarına göre, bu parazitler doğrudan kazaya neden olmasa da trajik uçuş zincirindeki tetikleyici olaylardan biri olarak gösteriliyor. Bu olay, dünya genelinde artan GPS kesintileri konusundaki endişeleri derinleştiriyor.
Havalimanına son yaklaşırken en büyük engeli görünmez ve ölümcüldü; bu görev sırasında operatörler navigasyon sistemlerinde ciddi aksaklıklar yaşadılar. Ön raporlar, uçağın iniş yaklaştığı bölgeye yakın bir noktada askeri tarafından gerçekleştirilen elektronik karıştırma faaliyetleri olduğunu ortaya koydu. Birçok başka hava aracı da benzer sinyal engelleme sorunları bildirdi.
Olayın Başlangıcı ve Meteorolojik Faktörler
Hادثenin gerçekleştiği gece, ay ışığının bulunmadığı karanlık bir zaman dilimiydi. Bu tür uçuş koşullarında pilotların ufku gözle belirlemesi neredeyse imkansız hale geliyordu. Roswell Hava Merkezi'nden kalkan iki motorlu Beechcraft King Air tipi bu tahliye uçağı, saat 23:52 civarında kalkış yaptı. İyileşme prosedürlerine uyarak saat 23:54 sularında Albuquerque Merkezinden enstrümantal uçuş kuralları (IFR) izleme onayı aldı. Bu izin, pilotların dış ortam yerine kokpit içindeki aletlere ve cihazlara odaklanarak uçağı yönlendirmesi gerektiği anlamına geliyordu.
Mevsimsel bir hava olmasa da prosedürler sırasıyla uygulandı. Uçuş ekibi Albuquerque Merkezi'ne 12:00 sularında, kendilerini belirlenen irtifanın binde biri üzerinde bildirdi ve GPS yeteneklerinin kaybolduğunu belirtti. Bu kritik aşamada trafik kontrolü onlara SRR hedefine doğru uygun bir rota çizdiren yeni yönler verdi.
Sinyal Kaybı Sonrası Kaos
Trafik Kontrolörleri, uçağa son iniş yaklaşması için farklı heading (yön) değerleri verdiler. Yaklaşık beş dakika sonra trafik kontrol merkezinin askeri birimleri devreye sokarak GPS karışıklığını durdurmalarını talep etmesi gerektiği bildirildi. Ertesi güne geçer geçmeden, yani 00:07 sularında uçaktaki navigasyon cihazları tekrar düzgün çalışmaya başladı ve verileri normal seviyeye geldi.
Hava trafik kontrol merkezi ile iletişim kuran pilotlar, hemen ardından bu sinyalin geri gelmesiyle ilk görünen yer olan Ruidoso kasabasına görsel olarak yaklaştıklarını belirttiler. Bu durum onlara VFR yani Görüş Kurallarına geçme imkanı tanıdı ve trafik kontrolünün doğrudan yönlendirmesinden bağımsız bir uçuş sürecine girdiler.
Montanların Gölgesinde Son Anlar
Hava yolculuğu bu şekilde devam ederken pilotların en büyük zorluğu, uçağın kokpitindeki ekranlarda gösterilen irtifa ile gerçek durum arasındaki hayati farktı. Ön raporlara göre uçak 9 bin 820 fit gibi bir yükseklikte seyretse de, on kilometreye yakın Kapitan Dağları yolun üzerinde yükseliyordu ve bu da havalimanına giden rota üzerindeki en büyük engeli oluşturuyordu.
Mevcut koşullar görüşü sıfıra indirdi; ara bölgeyi aydınlatacak hiçbir kaynak mevcut değildi. Son kaydedilen bilgilere göre uçak, günde 172 kilometre hızla ve yükselerek son bir sefer daha yaklaşık 9 bin 823 fit yüksekliğe ulaştıktan sonra, Kapitan Dağı’nın zirve radyo tesisinin oldukça yakınına çarpacak şekilde dağlık araziye gömüldü.
Yüksek Stres ve Görsel Yanılsamalar
Kazanın temelinde sadece GPS arızası yoktu; karanlık bir gecede yaşanan görsel yanılsamaların etkisi çok fazlaydı. Uçak alçalırken pilotlar, bulundukları ortamdaki aydınlatmaları kullanarak hedefe doğru gitmeye çalıştılar. Ancak dağların varlığını fark edemeden yamaçlara yaklaşmaya başladıkları için bu manevralar yetersiz kaldı. Bu durumun tetiklemesi de yüksek stres altındaki bir operasyon ve kontrolörlerin aynı anda üç farklı askeri etkiden zarar gören hava aracına yardım etmesiyle artan iş yüküydü.
Gömülen uçağın kayıtlarına bakıldığında, öncelikli navigasyon planlarının GPS sistemine dayandığı görülüyor. Sinyallerin aniden kesilmesi pilotların üzerindeki psikolojik baskıyı zirveye çıkardı. Trafik kontrolünün karıştırma faaliyetlerini durdurduğunu öğrenmelerine rağmen görsel uçağa geçiş yapmak zorunda kalmaları, onların en azından yasal prosedürlere uyarak uçmaya devam ettiklerini gösterse de teknik ve çevresel engellerin onları felakete sürüklemesi sonucunda bir Kontrollü Uçuşun Araziye İnişi (CFIT) vakası yaşanmıştır.